1.Meşru Savunmanın Hukuki Niteliği
Hukuk düzeni, belirli şartların varlığı hâlinde bireyin kendisini veya başkasını korumak amacıyla veya belirli yükümlülükleri kapsamında gerçekleştirdiği fiilleri hukuka uygun kabul etmektedir. Bu tür durumlar “hukuka uygunluk nedenleri” olarak adlandırılmakta olup fiilin hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran hâlleri ifade etmektedir.
Hukuka uygunluk nedenleri arasında; kanun hükmünü yerine getirme, meşru savunma, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası gibi kurumlar yer almakta olup “Hukuka Uygunluk Nedenleri” adlı yazımızda bunları kısaca ele almaya çalıştık. Bu yazı kapsamında ise sınırları çoğu zaman tartışma konusu olan meşru savunma (meşru müdafaa) kavramı ele alınarak meşru savunmanın hangi koşullarda hukuken kabul edildiği, sınırlarının ne olduğu değerlendirilecektir.

Hukuk düzeni, niteliği gereği haksız bir saldırıyı koruma altına alamaz. Ceza hukukunda, bir kimsenin hukuka aykırı bir saldırı karşısında kendisini korumak amacıyla gösterdiği tepki gerekli şartları sağlaması halinde suç olarak değerlendirilmez. Zira hukuka aykırı bir saldırı, bireyin hukuk düzeni tarafından korunan bir hakkını tehdit niteliğindedir. Bu durumda saldırıya maruz kalan kişinin, saldırıyı bertaraf etmek amacıyla gerçekleştirdiği savunma davranışı, yalnızca kendi hakkını değil aynı zamanda hukuk düzeninin korumayı amaçladığı değerleri de savunmuş olur. Bu nedenle, bu hallerde gerçekleştirilen fiil ceza sorumluluğu doğurmaz.
Meşru savunma kurumu, tam da bu noktada, hukukun bireye tanıdığı doğal bir koruma mekanizması olarak ortaya çıkar; bireyin haksızlığa boyun eğmesini değil, hukuka uygun biçimde direnmesini meşru kabul eder. Bu yönüyle meşru savunma, yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda hukuk düzeninin kendi varlığını koruma refleksinin bir yansıması olup 5237 sayılı TCK’nın 25’inci maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir.
TCK’nın 25/1: Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
2. Meşru Savunmanın Şartları ve Meşru Savunmada Sınırın Aşılması
Kanun hükmünün lafzından da anlaşılabileceği üzere hareketin hukuka uygun sayılıp cezalandırılmaması için bazı şartlar öngörülmüştür. Öğretide ise bu şartları kategorize etmek için saldırıya ilişkin ve savunmaya ilişkin şartlar şeklinde ikili bir ayrım öngörülmüştür.
2.1. Saldırıya İlişkin Şartlar
-Saldırının Varlığı
Bir kimse tarafından hukukça korunan bir hakka yönelik saldırı gerçekleştirilmesi
meşru savunmada bulunmanın şartlarındandır. Saldırı kelimesi ile anlatılmak istenen
hukuk düzeni ile korunan haklara ve menfaatlere karşı zarar verecek ve tehlike yaratacak
fillerdir.
-Saldırının Haksız Olması
Meşru savunmanın kabul edilmesi için saldırının haksız olması gerekir. Haksızlık
kavramı hukuka aykırılık ve tipiklik unsurlarından oluşur. Bir davranış az veya çok haksız
olabilir ancak ya hukuka uygundur ya da aykırıdır.
Haksızlık kavramı yalnızca ceza kanunları değil tüm hukuk düzeni bakımından incelenmelidir.
Saldırının haksız olması, saldırı fiilinin suç teşkil etmesi gerektiği anlamına gelmez. “Hukuka Uygunluk Nedenleri” adlı yazımızda bahsedildiği üzere haksızlık, hukuk düzeninin tamamının öngördüğü normlara aykırı ve tipik hareketin bizatihi kendisidir. Saldırının haksızlığından anlaşılması gereken, hukuk düzeninin saldırı hareketine müsaade etmemiş olmasıdır.
Hukuka aykırı olduğu düşünülen bir eylem eğer hukuk düzenince öngörülmüş bir normda hukuka uygun sayılıyor ise artık o eylem haksız bir eylem olmayacaktır. (bknz: “Hukuka Uygunluk Nedenleri”) Hukuka uygunluk nedeni bulunan bir hareket haksız bir hareket değildir. Meşru savunmanın bir hukuka uygunluk nedeni olduğu ve haksız bir saldırıya karşı yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda meşru savunma hareketine karşı meşru savunmada bulunulamaz çünkü ilk meşru savunma fiili hukuka uygun hale getirmiştir ve haksızlık niteliğini ortadan kaldırmıştır. Haksız olmayan bir saldırıya karşı da meşru savunma yapılamayacağından eylem hukuka aykırılık teşkil eder ve cezalandırılır.
Haksız saldırının varlığı konusunda üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise kendi kusuru ile haksız saldırıya neden olan kişinin meşru savunmadan yararlanıp yararlanamayacağı tartışmasıdır. Yargıtay, içtihatlarında kişinin haksız hareketi ile saldırıya neden olması durumunda saldırıya neden olan tarafın meşru savunmadan yararlanacağına hükmetmiştir.
Y.1.C.D, 08.04.2004 “…dosyada mevcut kanıtlara ve oluşa göre sanık erdinç’in bıçaklı ve
keserli saldırısına uğrayan serdar’ın sözlü tahrikle olaya neden olsa dahi; nefsini savunma zarureti altında kalarak erdinç’i yaraladığının anlaşılması ve oluş tarzının mahkemece de bu biçimde kabul edilmesi karşısında müdahil-sanık serdar’ın meşru savunma koşullarında ve hukuka uygunluk içinde olduğunun kabulüne…” 1
Ancak saldırıyı tahrik eden, meşru savunma koşullarının oluşması için bilerek ve isteyerek kışkırtan kişi, kışkırtılan tarafın hareketi hukuka aykırı olmayacağından meşru savunmadan yararlanamaz. Bu duruma provakatif meşru savunma da denir.
“…ancak haksız saldırıya kasten sebep olmuş ise artık meşru savunmadan faydalanamaz. örneğin kişi, bir kadının ırzına geçme olayını engellemek için, ırza geçmeye çalışan kişiye bıçakla saldırsa, ırza geçmeye çalışan kişi de ona silahla savunmada bulunsa, meşru savunmadan yararlanamayacaktır. Çünkü ırza geçme olayını kasten gerçekleştirmiştir…”2
-Saldırının Bir Hakka Yönelmiş Olması
Eski 765 sayılı ceza kanununda yalnızca nefse ve ırza karşı saldırılara yönelik meşru savunmada bulunulabileceği kabul ediliyorken 5237 sayılı yeni TCK’da bu kapsam genişletilmiş ve gerek kendisine “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup…” ifadeleri ile her çeşit hakka karşı yapılan saldırılar için yapılan meşru savunmayı kabul etmiştir.
-Saldırının Mevcut Olması
Saldırının mevcut olması şartı, saldırının henüz sona ermemiş olması anlamına gelir. 5237 sayılı TCK’nın 25.maddesinin 1.fıkrasındaki hükmün açık lafzına göre saldırı, gerçekleşmekte ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olmalıdır. Saldırı sona erdikten sonra savunmaya yönelik bir eylem gerçekleştirilemeyecektir. Saldırı sona erdikten sonra savunma saikiyle gerçekleştirilecek haksız eylem hukuka uygun sayılamayacak ve cezalandırılabilecektir. Kanunun açık hükmüne uygun şekilde Yargıtay’ın verdiği hükümlerde de savunmanın saldırı ile eş zamanlı olması gerektiği vurgulanmıştır. Her ne kadar saldırının bitiş anı objektif olarak tespit edilebilecek olsa da meşru savunmada bulunulabilecek son anın yani saldırının devam edip etmediği ölçütü, somut olayın koşullarınca değerlendirilerek belirlenmelidir.

2.2. Savunmaya İlişkin Şartlar
-Savunmanın Zorunlu Olması
Meşru savunmayı hukuka uygun hale getiren şartların başında, savunmada zorunluluk bulunması koşulu gelir. Objektif (fiilin bir olgu olduğu düşünüldüğünde savunmada zorunluluk bulunması) ve subjektif açıdan (savunmayı yapan kişinin savunmadan başka çaresi olmadığını düşünmesi) savunmada zaruret olmalı, başka çare bulunmamalıdır.
Savunmada zorunluluğun bulunup bulunmadığı mutlak ve soyut bir biçimde değil, her somut olayın kendi özelliğine göre, saldırının hangi hukuki değere yönelik olduğu, saldırının ağırlığı, saldırıda kullanılan araç, aracın kullanım şekli, saldırının yeri zamanı gibi çeşitli durumlar göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.3
Saldırıdan kaçarak savunmada bulunulmamasının mümkün olduğu hallerde meşru savunmada bulunmanın zorunluluğundan söz edilemeyecektir. Hukuk düzeninin savunmada bulunacak kişinin kaçarak saldırıdan kurtulmasını bekleyip beklemediğine dair öğretide iki farklı görüş vardır. Kaçarak saldırıdan kurtulunması mümkün ise meşru savunmada bulunulamayacağını öne sürenler mevcuttur;
“Failin başka bir seçeneğe sahip olduğu, yani başka bir yola başvurarak saldırıyı önleyebildiği hallerde bu zorunluluk gerçekleşmemiştir. bu itibarla örneğin saldırganı ikna etmek, güvenlik güçlerine haber vermek, yolunu değiştirmek veya kenara çekilmek suretiyle saldırıyı önleyebilecek durumdayken bunu yapmayan ve savunmaya kalkışan kimse meşru savunmadan yararlanamaz. ”4
-Savunmanın Saldırana Karşı Yapılması
Savunmanın saldırı hareketine karşı yapılması gerekliliğiyle birlikte aynı zamanda saldırgana karşı yapılması gerekir. Savunmaya yönelik bu şart, kanun hükmünün lafzından doğrudan olarak çıkarılamasa da üçüncü bir kişiye karşı savunma hareketinin gerçekleştirilmesinin adil ve mantıklı olmayacağı açıktır.
Eğer savunma hareketi saldırgana değil de üçüncü bir kişiye karşı yapılıyorsa ve bu hareket haksızlık teşkil ediyorsa haksızlığı ortadan kalkmayacaktır ve hukuka aykırı kalacaktır. Öğretide savunmanın yöneltildiği kişinin gerçek saldırgandan başka bir kimse olması halinde eğer sapma veya yanılma var ise manevi unsuru devreye sokarak bilinçli taksirin varlığı halinde yararlanılmaması, basit taksirin varlığı halinde ise yararlanılabilmesini savunan görüşler vardır.5 Eğer kasıtlı olarak saldırgandan başkasına yöneltilen bir savunma hareketi varsa zaten hukuk düzeni tarafından korunamayacaktır.

-Savunmanın Saldırı ile Orantılı Olması
Savunmanın saldırı ile orantılı olması şartı, somut olayın şartlarına göre değerlendirilmelidir. Meşru savunma saldırıyı durduracak ölçüde olmalı, tecavüz edilen veya edilmek istenen hak ile savunmanın verdiği zarar arasında bir denge olmalıdır. Bu dengenin objektif olarak belirlenmesi zordur.
Haklar arasında kategorik bazı hiyerarşilerden bahsedilebilse de kimi haklar arasında hangisinin üstün olduğuna karar vermek bir olguya bağlı değildir, ancak subjektif bir yoruma konu olabilir. İşte bu sebeple kanunda keskin çizgilerle ayrılmış hak mukayeseleri öngörmek yerinde olmayacaktır. Maddenin gerekçesinde; “Saldırı ile orantılı biçimde olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayacak olan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk sebebinden yararlanacaktır.” denilmiştir.
Savunmayı gerçekleştiren kişinin amacı saldırıyı defetmek olmalı ve bu amaca uygun şekilde ölçülü araçlar kullanmalıdır. Araçların birbirleri karşısındaki dengesi incelenirken somut olaydaki etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin bıçakla saldıran kişi kaslı ve güçlü bir kimse iken buna karşı meşru savunma yapacak kişi zayıf çelimsiz ve hasta bir kimse ise ateşli silah kullanarak savunma yapması durumunda orantılılıktan söz edilebilecektir.
Saldırı ve savunmada kullanılan araçların ne şekilde kullanıldığı da önemlidir. Örneğin pompalı bir tüfeğin gövdesini vurmak suretiyle saldırı gerçekleştiren bir kimseye karşı bir tabanca ile ateş etmek orantılı olmayacaktır. Aksi bir örnek olarak ise yastık kullanarak bir kimseyi boğmaya çalışan saldırganın eylemine karşı bir ateşli silah ile karşılık vermek orantılılık kapsamında değerlendirilebilecektir.
Silahın kullanılış amacı da önem teşkil eder. Örneğin bıçaklı saldırıya karşı ateşli bir silah havaya ateş etmek ya da karşıdaki korkutmak suretiyle kullanılmış ise meşru savunmadan bahsedilebilecekken, silah ile karşıdakinin hayati bölgeleri hedef alınarak ateş edilirse meşru savunmanın gerçekleşmeyeceği söylenebilir. Bu gibi durumlarda orantı somut olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak belirlenecektir.
Saldırıya uğrayan hak ile zarara uğrayan ya da uğraması kuvvetle muhtemel olan hak arasında da orantı bulunmalı, somut olayın özellikleri değerlendirilerek bu oran gözetilmelidir. Bazı hakların diğerlerinden daha önemli ve üstün olduğu tartışılmazdır. Örneğin anayasal bir hak olan yaşam hakkı ile Tüketici Kanunundan kaynaklanan tüketicinin seçimlik hakları mukayese edildiğinde yaşam hakkı tartışmasız daha önemli ve üstün kalacaktır. Bu sebeple saldırının tehdit ettiği hak ve savunma ile zarar verilen hak arasındaki orantının somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi doğru olacaktır. Örneğin bahçesinden bir adet kiraz çalan kişiye sopayla vurarak durdurmak isteyen kimsenin savunması meşru savunma olarak kabul edilemeyecekken k bahçe sahibinin, satıp geçimini sürdüreceği miktarda kasalarca kirazının çalınması halinde çiftçinin bir sopa ile hırsızları durdurması meşru savunma olarak değerlendirilebilecektir.
Muhammed Çağrı TAŞKIN
Kaynakça/Dipnot:
- Aktaran Parlar, Ali, Hatipoğlu, Muzaffer, Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan
Nedenler, Seçkin Yay. Ankara, 2010. ↩︎ - Artuk, Gökcen, Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Ankara, Adalet Yay., 2016
s.401 ↩︎ - Özen, İnci, “5237 Sayılı TCK’ya Göre Ceza Sorumluluğunu. Kaldıran Nedenlerde Sınırın
Aşılması”, Terazi Hukuk Dergisi, Sayı 37, yıl 4, Seçkin Yay.,Ankara, Eylül, 2009 s.115. ↩︎ - Toroslu, s.160 ↩︎
- Dilek Güler, Meşru Savunma (Yüksek Lisans Tezi, Çankaya Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2017), s.76. ↩︎
Soyer Avukatlık Bürosu olarak hukuki ilişkilerin yönetimi konularında müvekkillerimize kapsamlı ve profesyonel destek sunmaktayız. Hak kayıplarını önlemek ve hukuki süreçleri güvence altına almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
“UYARI Web sitemizdeki tüm yazı, makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Mustafa Çağrı Soyer’e aittir. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.“
Kişiler kendisi hakkında kısa bilgi vererek sitemizde yayımlanmak üzere yazılarını info@soyerhukuk.com adresine gönderebilirler.
